28 Ocak 2012 Cumartesi

mümkün olsa nefes almaya bile üşeneceğim

Pek bi şirin bilogcum, aman da n üşengeç bi pickurusuymuşum ben meğerse. hani bedenim bana yeterince itaatkar olsa, nefes almaya bile üşeneceğim. o derece rezilim len işte. tam da bu satırları yazarken, elimi yakan sigarayı kül tablasına bırakmaya bile üşendiğimi düşünecek olursak; yazmak için doğru zamanı seçmişim. üşenen yerlerime artık çüş demek istiyorum.

lütfen siz de çüş diyin artık. üşenmeyin ve mesela kalkın, yağan kar üzerinde, titreyen canlılar için bi adım atın. ben çöp dökmeye inerken, üşenmedim ve sokağın başındaki kedi ailesine, bi halil ibrahim sofrası kurdum. e üşenmesem n yapardım siz düşünün artık.  çok yalnızım lan işte olay bu aslında allahsızlar. 
siz  kimbilir nerelerde?! allahbilir nevizadelerde falan sürterken, sıcak şaraplarınızı hadi olmadı kar topuyla servis edilmiş biralarınızı yudumlarken, kendime limonlu şehriye çorbası yapıp, "saçımın rengini biraz daha mı açsam lan acaba, yok be kırılırlar" diye kendi kendime konuşuyorum ahahahay. 

eğlenin..! kelepir de olsa hayatın 2. eli yok yavrular.

9 Ocak 2012 Pazartesi

istifra ederim lütfen üzerime gelmeyin

özürlüler kadrosu tarafından sıvanan o duvar benim bilog. yani buna eminim, hamurumda falan bi sorun var. hastanede, yanlışlıkla bi başka bebekle kaderlerimizin karıştırılmış olduğunu falan düşünüyorum. bu bünyeye böyle bi kader hiç yakışıyor mu lan! 

hani benim görmediğim bi yerlerimde "bu kişinin beyanlarının götü başı oynuyor, inanmayın" falan mı yazıyor ?! bi insan bi sevgilisi olmadığına kimsecikleri nasıl olur da ikna edemez. yani buna ben de ikna olmuş sayılmam tabi, çünkü bi sevgilim vardı, naptım lan  onu.
oha ciddiyim flört yeteneğimi tamamen sistemlerimden silmiş durumdayım, bırakın avuçlarımın arasında nazlı nazlı kıpraşan sevgili saçlarını, kendi saçlarımı bile görmek istemiyorum. hani öylesine bi sevgilimsizlik durumu içindeyim ki; kız kıza muhlama partileri veriyor, ekmek banıp yiyoruz, türk kahvesi içmekten telveleştim lan hani sevgili. 
bi sevgilim olsa bunca izmaritin işi n hayatımda. en azından "külün düşcek" falan derdi varlığını anlardım. neyse yanıma yhalniz jojuğu alıp arabesk rap falan yaparım bu gidişle. sonuçta benim kimsenin eniğiyle ciciğiyle işim olmaz. bu saatten sonra fındık kırmam, fındık yetiştiririm ben bilog. 

7 Ocak 2012 Cumartesi

canım da sıkılmasaymış

süper olmaktan pipilerce metre uzaktayım pek bi sevgili bilogcum.
neşem, her gün eve gelen ama bi türlü yerleşmeyi kabul etmeyen bi ziyaretçi gibi. ruh halim; dikdörtgen şeklinde. her bi köşeciğime çarparak zaman öldürüyorum. sürekli etrafımdaki insanları incelemekten, aynaya bakınca bile kendimi göremez oldum. anlayacağınız hala tadilattayım. erkenden uyuyor, yataktan çıkmamak için saatle kavga ediyorum. sanki tasarladığım rüyalardan birinin içinde, asıl beni bırakmış gibiyim.

ama geçer be bilogcum bu zor zamanlar. ben ki; toplantı öncesi kaçırılan çorapları bile yola getiren bi neslin velediyim canımın sidikli sıkıntısına mı yenilcem lan. kaçırılmak demişken ben hiç kaçırılmadım bilog. nasıl olurda bu detayı atlar kaderim. yeryüzünde kaçırılmak diye bişi var ve ben henüz bunu nasıl olurda tatmazmışım. pek bi sevgili, canı sıkılan röntgencilerim; arabanıza ve banka hesabınıza güvenenleriniz varsa bi kaçırsın beni. azcık malzeme çıksın bana da. öyle de saçmalarım hani.

yani düşünüyorum da tüm dikkatleri üzerime çekmek için resmen kaçırılmam mı lazım?! tadilattan acilen çıkabilmemiz dileğiyle.

4 Ocak 2012 Çarşamba

çişini tut tut nereye kadar

pek selamlar sevgili bilog tımarhanem. 
bi kırmızı don sezonunu daha kapamış olmanın tuhaflığı içerisindeyim.
tuhaflık demişken; lise dönemimde bi arkadaşım, kendisini kurtadam sanıyordu, nasıl bi kafa yaşıyormuşsa artık saftirik. bi kurtadam olması için öncelikle adam olmasını beklerdik ancak kendisi aynı zamanda dişiydi ve kurtadam oluşunu asla çiş yapmamasına bağlayacak kadar da geriydi hahah. nerden nereye işte bilogcum. bugün bi baktım da sevgili kendime, lan ben de tutuyorum. bildiğin kanıma karışacak, böbrekciklerime eziyet ediyorum. sonra söylenmesi gereken onca şeyi dudaklarının gardiyanlığında koruyan bi pickurucuğu olarak döndüm ve  "sen neleri tutuyorsun içinde, çişini tutmuşsun çok mu kızım" dedim kendime. ama çişini tut tut nereye kadar lan?! ya kapı eşiğinde bırakacaksın ya da bi başka er meydanında.