19 Mart 2012 Pazartesi
patria adında bir yer...
bir palyaço ürkekliğinde dokunmak
o hiç basılmamış kaldırımlarına ve yosun tutmayan kayalarından izlemek; o hiç
batmayan güneşi...
ah n parlak bir ütopya!
bilmelisin ki; ar damarı çatlamış bu yerküre,
artık yamanmıyor hayal kırıklarıyla.
yırtıcı hayvanlardan emanet,
göğüs kafesimde çırpınıp duran bu kalp, kan yerine düş pompalıyor.
Yerlere saçılmış düşleri bıkmadan
usanmadan toplamaktan azad et beni...
Al Patria! Al avuçlarıma sunulmuş
bu bir avuç soluğu ve kırık kanatlarımı onar!
Adımlarım asi, yürüyemiyorum.
Dalgalarınla kucakla...
15 Mart 2012 Perşembe
Pickurusu değişim vıttırvızığı
bir zamanlar bir pickurusu vardı, zorda kalınca çamura yatardı, elinizin körü ve n kadar zıkkımınız varsa dibiydi; büyüdü.
bilogcum selam, "beni gidi pickurusu" dönemini kapatıyor olmanın şaşkınlığı içindeyim. kendim yaptım niye şaşırıyorsam öyle de malım işte. neyse büyümenin hatta kocaman olmanın verdiği yetkiyle sizlere MissPatria'yı sunarım. artık yayınımıza MissPatria hede ve hödöleri ile devam edeceğim. büyüdüm lan sağda solda "selam şekerim ben pickurusu" diye dolaşamaz oldum. temamız değişmedi, aynı saçmalıklara devam edeceğim anlayacağınız. sadece sözlükte pickurusu olarak devam edeceğim ama sağda solda bir paçoz misspatria görürseniz bilin ki benimdir, araştırdım lan bildiğin pusuda başka patria var mı diye baktım, bulamadım. ya iyi saklanmış ya da yok zilli. neyse gelelim çekilişe bu gece 24:00 kadar vakit var duyan duymayana söylesin. haftasonu oturup tek tek + katılım haklarını hesaplayacağım ve ardından şanslı düriyelerimi açıklayacağım kısmetse. sevgiler.
14 Mart 2012 Çarşamba
ülkeme neler oluyor?!
100 boğa öfkesindeki pickurusundan hepinize selamlar bilogcum.
Gerginim... az önce 3 gergedanı mideye indirip masama doğru hızla ilerledim ve haberlere bi bakayım dedim. tanrım ülkeme neler oluyordu böyle?! son zamanlarda canımı böbreklerimden bile daha fazla acıtan birçok olay yaşandı. içim acıyor bilog. öyle böyle değil, ağlıyorum bildiğiniz!
eminim haberiniz vardır; sivas davası zaman aşımına uğradı... insan yakmanın meşrulaştığı adalet sistemimizle, tarihimize yüzkarası bir olay daha kazındı.
13 Mart 2012 Salı
kumları döktüm, sıra taşlar da...
evinde onlarca çakmak olduğu halde, bi türlü bulamadığı için sigarasını ocaktan yakan pickurusundan hepinize pek bi selamlar bilogcum.
çekiliş süremizin tamamlanmasına az bir süre kaldı katılmamış olanlar için çok hüzünleniyorum; kıl ve tüy yumağı olarak hayatlarına devam edecekler heheh. 15'i son katılım günü ve haftasonu tüm üşengeçliğimden sıyrılıp zamanımı çekilişe ayıracağım, tabi eğer yine acilde sabahlamazsam.
bilmem nerenizde bile değilim hınzırlar biliyorum ama geçen gün, su tüketimi ile ilgili postumu girdikten yaklaşık 5 saat sonra kendimi devlet hastanesinin acil bölümünde buluverdim. böbreklerimin başlattığı iç savaşı maalesef kaybettim bilog. karşınızda devrik bi lider edasıyla post girebilmem tamamen tıp biliminin mucizesidir.
daha önce de defalarca söylediğim üzere; ben tam bir yaz dişisiyim, döktüğüm bunca kumun bir başka anlamı olabilemez zaten!
12 Mart 2012 Pazartesi
susuz hayat
yazdan yaza su tükettiği için, böbrekleri tarafından cezalandırılan pickurusundan selam bilogcum...
giriş saçmasından da anlayacağınız üzere o kadar su içmiyorum ki; benim o şirin narin ve sevgi dolu böbrekciklerim baş kaldırdı ve kendimi hastanede buluverdim geçen gece. doktor kişisi henüz uzman olmadığından popişime bi ağrı kesici iğne yaptı ve "hadi naş bebeğim uzmana gel ki görem" dedi.
neyse ertesi gün de bizim sözlüğün zirvesi var. o iğrenç sancılarıma rağmen salına salına katılmam lazımdı çünkü söz vermiştim. bi pickurusu söz vermişse
11 Mart 2012 Pazar
16 yıl sonra gelen adalet
"o daha çok küçük" feryatlarına rağmen bi anneden umutlarını, yavrusunun geleceğini çalan o dava nihayet sona erdi bilog.
nasıl ki; umay "bir şarkı duydum kalbim acıdı" dedi bu akşam "bir haber duydum kalbim acıdı" cidden. hapsetmiştim çocukluğuma dair bu acı anıyı beynimin derinlerine. belki birçoğunuz bilmezsiniz ve belki birçoğunuz da unuttunuz ama Manisalı Gençlerden bahsediyorum. aslında manisalı çocuklar demem daha doğru olur ama işkence de kızlı erkekli bekaretlerini ve geleceğe dair umutlarını kaybettiklerinde henüz çocuklardı.
yüreklerindeki ateş biraz olsun sönsün ve yitirilen umutlar yeniden yeşersin diye "güzel günler göreceğiz çocuklar, güneşli günler göreceğiz" denildi onlara ve tam da 16 yıl sonra, 16 çocuğun başarısı nice işkence mağduru için gün ışığı oldu. o güzel günleri gördük! evet onlar bugün bir zafer kazandılar. artık manisalı gençler işkencenin değil, işkenceye dair kazanılan mücadelenin simgesidir.
işte bugün bir haber okudum; kalbim acıdı. 16 yıldır sürdürdükleri hukuk mücadelesini danıştay'ın son verdiği kararla kazanarak içişleri bakanlığı'nı işkenceden tazminata mahkum ettirdi bu 16 genç.
23 Şubat 2012 Perşembe
Cupcake kılıklı insanlar
Julyen kesilerek, kısık ateşte pembeleştirilmiş pickurusundan pek bi selamlar bilogcum...
Geçen gün yaşadığım makaron krizinin ardından bi karar aldım, pastaneci şahısların mis kokulu tacizlerini görmezden gelmek için "eve müzik dinleyerek gideyim" dedim. böylece aklım rengarenk makaronlara, kaymaklı ekmek kadayıflarına, fondülere falan takılmayacaktı.
ofisten çıktım, pıtık pıtık yürüyorum ki; bi baktım kulaklığım kıyafetime hiç uymuyor; bi böyle kendimden gıcıklandım. neyse "müziğe bırak kızım kendini gerilme, tatlılardan uzak dur" dedim. o sırada kulaklığımdan kulağıma "Nil Karaibrahimgil'den Kek" süzülüverdi. Hani zaten Doğa Ana dedikleri huysuz ihtiyar, beni doğru anlasa, evrene saçtığım sms'ler doğru organa ulaşsa şaşardım. Şarkının nakaratına geldiğimde, yolda yürüyen insanların birer cupcake edasıyla salındıklarını farkettim. Adeta "ye beni ! ye beni !!! acilen ye beni pickurusuuu" diye şahsımı taciz ediyorlardı. Yerlere damlayan ağzımın sularını sildim ve ani bi tepki ile "gavur icadısınız olum siz, parmağımı bile oynatmam sizi yemek için. gidin kışt" dedim.
son anımsadığım; ekmek arası çilek reçeli bilog... sonra fıstıklı lokum... sonra asla nutella değil mesela.
ama iştah dedikleri şey; tek dişi kalmış bi canavar. anlıyosun dimi bilogcum?!
ama iştah dedikleri şey; tek dişi kalmış bi canavar. anlıyosun dimi bilogcum?!
22 Şubat 2012 Çarşamba
Makaron tacizi
Kendi kendine ajitasyon yapan pickurusundan pek bi selamlar bilogcum.
Yeryüzünden bildiriyorum; buralar eskiden aklı başında insanlarla doluymuş sonra ben ve benim gibiler doğmuş hahha.
Neyse, dün akşam evimin yolunu tutmuş, salına salına yürürken, emek pastanesinin önünde durdum ve "makaron yemek ya da makaron komasına girmek" dedim... camekandan gözlerimin içine bakan rengarenk makaronlar, aniden dile geldiler ve "beni al, beni al, onu almaaa!" dediler. Resmen makaronların tacizine uğruyordum. Bak sen şu haylaz makaronlara! tam içeri girecekken; asgari ücretle ev geçindirmeye çalışan insanlar geldi aklıma ve sokak çocukları... "hakkın yok lan bunlaı yemeye" dedim, "nasıl geçecek boğazından, nasıl mideni rengarenk makoronlarla dolduracaksın arsız pickurusu?!" diye de ekledim. evet yeryüzünde onca aç insan varken yiyemezdim sizi makaronlar, açtım, canım çok istiyordu, en çok sizi istiyordum ama etik olmazdı bu!!! n etiği lan bildiğin beş parasızdım bilog. camekanın önünde fazla durursam adamlar belki "tadar mısınız?" falan derler diye bekledim ama "kışt seni pickurusu" dediler, çok mağdurum çok
21 Şubat 2012 Salı
ayrılık acısının verdiği yetki
Sıcacık bi salıdan hepinize geniş dekolteli gülücükler bilogcum.
ofis insanı nihayet ısıyı keşfetti. buz devri sona erdi ve tüm ofisi topuklu ayakkabı sesleri kapladı nihayet hahah.
insan gibi sohbet edebiliyoruz lan, üstelik çenelerimiz zangırdamadan. bu sohbetler sırasında, siz de takdir edersiniz ki; ilişkiler kahve fincanlarına yatırıldı, telveler arasında beyaz atlı bi takım prens kişileri bulundu, her fincanda yol ve tabi yine her tabakta şıpıdık şıpıdık yüzen balıklar...
elimde kahvem, peteklerden birisine tünemiş, totomu ısıtırken, sinsi sinsi bi köşede ofis kişilerimi süzerken buldum kendimi. daha espri yapmadan önce kendi kahkasında boğulan mı dersiniz, kafasını kapıya çakan mı, yalanla sevişip yeni yalanlar peydahlayanlar mı ararsınız, mahallesindeki kasabın gelininin dedikosunu ofise taşıyan mı ohooo renk renk desen desen ofis kişileri, tıpkı sizlerin de ofislerin de olduğu gibi.
tünediğim yerden incelemeye devam ettim, bi açık bulsam da sataşsam edalarıyla gözlüyorum...
20 Şubat 2012 Pazartesi
kadın blog yazarları
Güneşin fink attığı pazartesiden merhaba sevgili röntçülerim...
Evet güneş fink atıyor ama ofis dediğimiz; hala buzdan bir şato! kombi hala devreye giremedi. İgdaş kişileri gelip ayar vereceklermiş. Neyse asıl konuma döneyim acilen. Geçenlerde sözlükte cirit atarken bir de n görsün bu picciğiniz; Kız Blog'u konulu bir başlık açılmış. e biloglayan yanlarımın hemen dikkatini çekti ve daldım içine. dişi bilog sahipleri ile ilgili tanım aynen aşağıdaki gibidir;
19 Şubat 2012 Pazar
korkağın anası ağlarmış
anne avuçlarında mayıştırılmış sahanda pickurusundan hepinize selamlar bilogcum.
ofisteki kombi sorunsalı yüzünden neredeyse yeniden zatürre olacağımı anladığım için dün ısınırım diye anneciğimin evine doğru yollandım ufaktan. yahu son günlerde hayattan en büyük beklentim; ısınmak oldu, hani ev değil, araba değil, tatil değil bildiğin soba arıyorum. böyle birisi yaksın onu, kömürlerin odunların çıtırtıları eşliğinde arkasına geçivereyim, bi de divan olsun, sobanın üzerinde kızarsın ekmekciklerim yanında yaaaaaağ ve asla üşümeyen sürekli sıcak bi demlik çay beklesin beni uyandığımda. kibritçi kız gibi, aklımda hiç bulamayacağım o sobanın hayaliyle ilerledim. eh imansız kombi bozulmanın sırası mıydı?!
14 Şubat 2012 Salı
14 şubat ihtilali
sona ermekte olan bu sevgililer günü yalnız(ş)lığından selamlar bilogcum.
ben "seni seviyorum" demeyeceğim, sen "beni seviyorsun" diyeceksin zırvasıyla, üşengeçliği tavan yapmış bi pickurusu insanı olmasam; elbette bugün tek taş yumurtlayarak tarihe geçebilirdim. ama ben n yaptım? gittim kendime zeytinezmeli bi ekmekarası hazırladım ve yemeye bile üşendim.
e üşenmeyen zilliler kaptınız yine dimi tek taşları?! ayıp değil mi lan?! çiçekler, yok çilolatalar, koskocamanlı paketler!!! sizi gidi valantine çocukları sizi. günlerce beynimizi didiklediniz ayıp ya valla koca koca insanlar fırsat sitelerinde, kupon peşinde gözlerinin nurunu tükettiler. ihtilal gibi n bu ya pes doğrusu!!! biz de; ofiste kalmış 3-5 insan dişisi, kahve fincanlarımızı tokuşturarak hasedimizden sarhoş olduk.
13 Şubat 2012 Pazartesi
çocuk istismarı insanlık suçudur
röntgenleyen bazılarınızın da bildiği üzere "pickurusu" tamamen tematik bi nicktir.
eski bilogum hunharca talan edilmeden önce sık sık, çocuğa ve kadına şiddet içeriğiyle paylaşımım olmuştu ve devam da edecek.
"piclerin gücü adına OHA" diye anıran ben! evet, beni gidi pickurusu; çocukluğa dair anıları korku, dayak, endişe, acı, acı ve acıdan ibaret bi velettim. dünyayı mahallesinden ibaret sayan o sarı velet! ama lan büyüdüm işte. fakat ben büyüdükçe; yeryüzü de büyüdü, şiddetse hala yer yüzünde!
9 Şubat 2012 Perşembe
Doğa Ana dedikleri huysuz bi ihtiyar
buzdan ofis'ten bildiriyorum, kar yeryüzüne bizim çatıdan yağıyor. yani bunun başka bi açıklaması falan olamaz.
e tabi bi de selamlar pek bi sevgili bilog tımarhanemin röntgencileri...
evet anlaşılacağı üzere; kar, istanbul'la olan bu samimi hatta hafif meşrep tavırlarını sürdürüyor. bi sırnaşık böyle bi basit kız edalarında. terketmiyor güzelim istanbulcuğumu! tamam gençler karar vermiş takılalım demişler, istanbullular olarak dedik "girmeyelim aşıkların arasına" ama yeter lan. damarlarımda kan yerine bildiğin kar dolaşır oldu.
8 Şubat 2012 Çarşamba
ısınan yerlerinizin değerini bilin
zırıl zırrıl zırlayan bi istanbul öğlesinden hepinize pek bi selamlar.
"donarak öleceğiz"
sloganları eşliğinde, kombisi bozuk ofiste 2. günümüzü de geçirdik. işleri güçleri bi kenara bıraktık. tüm ekip harıl harıl "yoğuşmalı kombi mi almalı yoksa hermetik mi" sorunsalı üzerine fikir üretiyoruz.
oysa şimdi alıp türk kahveciklerimizi narin avuçlarımızın arasına, misminnacık yudumlarla dedikodunun dibine vurmak vardı ama n mümkün?! donmak üzere olan parmaklarımızın arasında izmarite bile söz geçiremiyoruz lan.
2 Şubat 2012 Perşembe
geyirmek hakkımız
öğle yemeğinde allah n verdiyse acımadan hunharca cuuuup diye mideye indiren sarı öküzden pek bi selamlar bilogcum.
yeryüzünde üşenmediğim bir şey varsa bilin ki; tıkınmak. e formumu nasıl koruduğum kısmına gelecek olursak, allah beni n yapmasın ki; kilo almaya da üşeniyorum laaaan ahahahhay mal ben.
neyse ben ince kenarlı 30'luk bira bardağından cola içmeye bayılırım bilog. "nereden aklına geldi saf" diyeceksiniz. kırıldı benim bardağım! saçlarımın uçlarına yerleşmiş kırıkları görünce aklıma geldiler.
bana o bira bardağından almak isteyeniniz olursa, lütfen 1 lt soğuk cola da göndermeyi ihmal etmesin. veee yavrular benden size tavsiye; geyiren sevgililerinizi dışlamayın napsınlar, şişip şişip patlasın mı lan insancıklar allahcım ya?! bırakın geyirsinler.
1 Şubat 2012 Çarşamba
Terbiye Olan Kaplumbağa Mı Dervişin Kendisi Mi?
"Bir medrese odası, bir derviş ve birkaç kaplumbağa, bir resmi
"Kaplumbağa Terbiyecisi" olarak adlandırmaya yetermi..? Resim ve isim,
derviş ve kıyafeti, ney ve kaplumbağa. Ressam neyi anlatmak istiyor, ne
mesaj vermeye çalışıyor temaşacılara? Kıyafetine bakılırsa ya devlet
erkanından yahut eşrafdan biri olsa gerek resmedilen. Peki derviş
sarığına, boynunda asılı olan maşasına ve sırtındaki "Fakir Çanağına" ne
demeli. Üsküdarda meftun Aziz Mahmut Hüdai (k.s) hazretlerinin hikayesi
de malumunuzdur. Hülasası şudur ki. Üftade (k.s) hazretlerinden ders
almak isteyen kadı Mahmud'a hazret üzeindeki kadı kıyafetiyle gidip
pazarda ciğer satmasını telkin eder. Kadı Mahmut bu vesile ile nefsini
terbiye eder ve halkın katındaki makamını Hakkın katında da yükseltmiş
olur. Kıssada olduğu gibi resimdeki sahsın nefis terbiyesinde olan bir
derviş olduğunu söylemek mümkündür. Sırtındaki "Fakir Çanağı" ise kapı
kapı dolaşıp ihtiyacı olmadığı halde yiyecek istemesi içindir. Olay
bunla da bitmez ve kendisine beş adet kaplumbağa teslim edilir ve
bunları terbiye etmesi istenilir. Kaplumbağalar sese karşı ne kadar
duyarlıdır bilinmez ama neyin nağmelerinden anlamadıkları kesindir.
Zorluk içinde zorluk. Lakin dervişimiz baş koymuşdur bir kere; ya
kaplumbağaları terbiye edecek ya da kendisi terbiye olacakdır. "
durdum da düşündüm tüm gece, bi insan neden kaplumbağaları terbiye etmek istesindi; merakım. terbiye olan kaplumbağalardan n tür bi çıkarı olabilirdi? böyle bi sektör mü vardı, bilmediğimiz. tablolaştığında neredeyse bi servet edecek olması, dervişin bedenini örten o yangın kırmızısı, odaya süzülen saman sarısı o ılık ışık...
araştırmak lazımdı. sadece bi tablo olmaktan uzak olduğunun ispatıydı bi kaç önceki satırlardaki meraktan ötürü oluşan tespitlerim. daha ehl insanların fikrine de danışmalıydı.
bence de tablonun sırrı gerçekten, dervişti; kaplumbağaları terbiye etme yolunda kendini terbiye eden
durdum da düşündüm tüm gece, bi insan neden kaplumbağaları terbiye etmek istesindi; merakım. terbiye olan kaplumbağalardan n tür bi çıkarı olabilirdi? böyle bi sektör mü vardı, bilmediğimiz. tablolaştığında neredeyse bi servet edecek olması, dervişin bedenini örten o yangın kırmızısı, odaya süzülen saman sarısı o ılık ışık...
araştırmak lazımdı. sadece bi tablo olmaktan uzak olduğunun ispatıydı bi kaç önceki satırlardaki meraktan ötürü oluşan tespitlerim. daha ehl insanların fikrine de danışmalıydı.
bence de tablonun sırrı gerçekten, dervişti; kaplumbağaları terbiye etme yolunda kendini terbiye eden
28 Ocak 2012 Cumartesi
mümkün olsa nefes almaya bile üşeneceğim
Pek bi şirin bilogcum, aman da n üşengeç bi pickurusuymuşum ben meğerse. hani bedenim bana yeterince itaatkar olsa, nefes almaya bile üşeneceğim. o derece rezilim len işte. tam da bu satırları yazarken, elimi yakan sigarayı kül tablasına bırakmaya bile üşendiğimi düşünecek olursak; yazmak için doğru zamanı seçmişim. üşenen yerlerime artık çüş demek istiyorum.
lütfen siz de çüş diyin artık. üşenmeyin ve mesela kalkın, yağan kar üzerinde, titreyen canlılar için bi adım atın. ben çöp dökmeye inerken, üşenmedim ve sokağın başındaki kedi ailesine, bi halil ibrahim sofrası kurdum. e üşenmesem n yapardım siz düşünün artık. çok yalnızım lan işte olay bu aslında allahsızlar.
siz kimbilir nerelerde?! allahbilir nevizadelerde falan sürterken, sıcak şaraplarınızı hadi olmadı kar topuyla servis edilmiş biralarınızı yudumlarken, kendime limonlu şehriye çorbası yapıp, "saçımın rengini biraz daha mı açsam lan acaba, yok be kırılırlar" diye kendi kendime konuşuyorum ahahahay.
eğlenin..! kelepir de olsa hayatın 2. eli yok yavrular.
9 Ocak 2012 Pazartesi
istifra ederim lütfen üzerime gelmeyin
özürlüler kadrosu tarafından sıvanan o duvar benim bilog. yani buna eminim, hamurumda falan bi sorun var. hastanede, yanlışlıkla bi başka bebekle kaderlerimizin karıştırılmış olduğunu falan düşünüyorum. bu bünyeye böyle bi kader hiç yakışıyor mu lan!
hani benim görmediğim bi yerlerimde "bu kişinin beyanlarının götü başı oynuyor, inanmayın" falan mı yazıyor ?! bi insan bi sevgilisi olmadığına kimsecikleri nasıl olur da ikna edemez. yani buna ben de ikna olmuş sayılmam tabi, çünkü bi sevgilim vardı, naptım lan onu.
oha ciddiyim flört yeteneğimi tamamen sistemlerimden silmiş durumdayım, bırakın avuçlarımın arasında nazlı nazlı kıpraşan sevgili saçlarını, kendi saçlarımı bile görmek istemiyorum. hani öylesine bi sevgilimsizlik durumu içindeyim ki; kız kıza muhlama partileri veriyor, ekmek banıp yiyoruz, türk kahvesi içmekten telveleştim lan hani sevgili.
bi sevgilim olsa bunca izmaritin işi n hayatımda. en azından "külün düşcek" falan derdi varlığını anlardım. neyse yanıma yhalniz jojuğu alıp arabesk rap falan yaparım bu gidişle. sonuçta benim kimsenin eniğiyle ciciğiyle işim olmaz. bu saatten sonra fındık kırmam, fındık yetiştiririm ben bilog.
7 Ocak 2012 Cumartesi
canım da sıkılmasaymış
süper olmaktan pipilerce metre uzaktayım pek bi sevgili bilogcum.
neşem, her gün eve gelen ama bi türlü yerleşmeyi kabul etmeyen bi ziyaretçi gibi. ruh halim; dikdörtgen şeklinde. her bi köşeciğime çarparak zaman öldürüyorum. sürekli etrafımdaki insanları incelemekten, aynaya bakınca bile kendimi göremez oldum. anlayacağınız hala tadilattayım. erkenden uyuyor, yataktan çıkmamak için saatle kavga ediyorum. sanki tasarladığım rüyalardan birinin içinde, asıl beni bırakmış gibiyim.
ama geçer be bilogcum bu zor zamanlar. ben ki; toplantı öncesi kaçırılan çorapları bile yola getiren bi neslin velediyim canımın sidikli sıkıntısına mı yenilcem lan. kaçırılmak demişken ben hiç kaçırılmadım bilog. nasıl olurda bu detayı atlar kaderim. yeryüzünde kaçırılmak diye bişi var ve ben henüz bunu nasıl olurda tatmazmışım. pek bi sevgili, canı sıkılan röntgencilerim; arabanıza ve banka hesabınıza güvenenleriniz varsa bi kaçırsın beni. azcık malzeme çıksın bana da. öyle de saçmalarım hani.
yani düşünüyorum da tüm dikkatleri üzerime çekmek için resmen kaçırılmam mı lazım?! tadilattan acilen çıkabilmemiz dileğiyle.
4 Ocak 2012 Çarşamba
çişini tut tut nereye kadar
bi kırmızı don sezonunu daha kapamış olmanın tuhaflığı içerisindeyim.
tuhaflık demişken; lise dönemimde bi arkadaşım, kendisini kurtadam sanıyordu, nasıl bi kafa yaşıyormuşsa artık saftirik. bi kurtadam olması için öncelikle adam olmasını beklerdik ancak kendisi aynı zamanda dişiydi ve kurtadam oluşunu asla çiş yapmamasına bağlayacak kadar da geriydi hahah. nerden nereye işte bilogcum. bugün bi baktım da sevgili kendime, lan ben de tutuyorum. bildiğin kanıma karışacak, böbrekciklerime eziyet ediyorum. sonra söylenmesi gereken onca şeyi dudaklarının gardiyanlığında koruyan bi pickurucuğu olarak döndüm ve "sen neleri tutuyorsun içinde, çişini tutmuşsun çok mu kızım" dedim kendime. ama çişini tut tut nereye kadar lan?! ya kapı eşiğinde bırakacaksın ya da bi başka er meydanında.
30 Aralık 2011 Cuma
ablana gel 2012
oha sevgili bilogcum "eski ben"i resmen geri iade ediyorum. bilmem farkında mısınız? uzun zamandır "aman bre piccim yazma!! sal gitsin kelimeleri boşluklara" diyordum ama 2011'den kurtulacak olmanın verdiği coşkuya dayanarak saçmalayım azcık dedim.
hayatımın en deprem sonrası zamanları 2012 olacak. öyle de ırzıma geçti hani bu hınzır 2011. gerçi yenilmek lugatıma ters şekerciklerim. bu andan itibaren "neşeme bakarım yılı" olsun 2012ciğimin kod adı.kırmızı donları atın bi yere kırmızı gülücüklerle süsleyin sıfatınızı.
29 Aralık 2011 Perşembe
ah benim canım alnım
alınyazım; sanskritçe yazılmış,
çözemiyorum..!
2011 bitmeden birisi çıkıp, şu sarı saçlarımla renklendirdiğim soluk alnımın taaa ortasına, koca bi tekme çaksa, belki kendime gelirdim.
ve sadece bu da değil... 2011 bitmeden zırıl zırıl ağlamaya devam etmek ve 2012 de herkes kırmızı donlarıyla haşır neşirken çırılçıplak bi kahkaha atmak istiyorum. öylesine çıplak olmalı ki; dilimden, gırtlağıma kadar görebilmeli herkes.
2011 bitmeden birisi çıkıp, şu sarı saçlarımla renklendirdiğim soluk alnımın taaa ortasına, koca bi tekme çaksa, belki kendime gelirdim.
ve sadece bu da değil... 2011 bitmeden zırıl zırıl ağlamaya devam etmek ve 2012 de herkes kırmızı donlarıyla haşır neşirken çırılçıplak bi kahkaha atmak istiyorum. öylesine çıplak olmalı ki; dilimden, gırtlağıma kadar görebilmeli herkes.
29 Eylül 2011 Perşembe
blogumun götü başı dağıldı
bloguma kalkan eller, hani o hain eller var ya, o eller sahibinin kıçına kaçsın. cılız harflerimden, yaramaz kelimelerimden, pic edilmiş hikayelerimden ve telif hakkı kadere ait olan bu osuruktan geçmişimden bilmem hangi insan n istedi? tüm yazılar, resimler, notlar, kayıt altına alınmış anılar gitti, silindi. anlaşılacağı üzere, blogum kimliği belirsiz kişiler tarafından zarar gördü. booooom oldu ulan.
oturup yeniden aynılarını yazamam ama her postumda kim olduğunu bilmediğim o şahsın ağzının orta yerine,
gaydiri guppak cemilem
ya yazık oldu yani.
gaydiri guppak cemilem
ya yazık oldu yani.
10 Eylül 2011 Cumartesi
bi zamanlar bi pickurusu vardı
pek bi sevgili blogcum. döndüm diyesim geldi ama ben kendime yalan söylemeyi öğrendiğimden beri kimseye inanmıyorum ki, siz de bi zahmet bana inanmayın. ama dönebilirim de. dönüşümün bu adres üzerinden olmaması gerektiğini planlıyorum sadece.
uzun zamandır temas kuramadığım pek sevgili eniklerim ciciklerm, benim için çok özel bi insana yazmayacağıma dair söz vermiştim neredeyse 1 yıl önce. oysa sizler de çok iyi bilirsiniz ki yazan insan için elinden harflerini almakla eş değerdir damarından akan kanı almak. nitekim öyle oldu. aktı gitti kancığazlarım.napsındı bu piçcağız yazmasın mıydı, ölsün müydü? neyse helali hoş olsun.
yeniden yazmak ve yazmamak arasında derin kaygılarım var komşu kızı düriyeciklerim.
uzun zamandır temas kuramadığım pek sevgili eniklerim ciciklerm, benim için çok özel bi insana yazmayacağıma dair söz vermiştim neredeyse 1 yıl önce. oysa sizler de çok iyi bilirsiniz ki yazan insan için elinden harflerini almakla eş değerdir damarından akan kanı almak. nitekim öyle oldu. aktı gitti kancığazlarım.napsındı bu piçcağız yazmasın mıydı, ölsün müydü? neyse helali hoş olsun.
yeniden yazmak ve yazmamak arasında derin kaygılarım var komşu kızı düriyeciklerim.
4 Eylül 2011 Pazar
lütfen çocukları annelerin erişemeyeceği yerlere koymayınız
"lütfen çocukları annelerin erişemeyeceği yerlere koyunuz"
demiş olmasalar eminim benim annem dinlemezdi!
bay gürültü makinasının boyunun asla yetmeyeceği yükseklere koyardı beni ve öyle de yaptı, beni köye göndürdü. günleri saymaya yetmeyince parmaklarım dişlerimi saymaya başladım. 9 diştir annemsizim, 14 diştir annemsizim, 20,21, annesiz...
sonra saymayı bıraktım. yemekleri de, konuşmayı da...
memetaliğ koluma saat yaptığında ağlamadım. ninemin bişilerine bile dönüp bakmadım. ta ki köy merkezinden gelen satıcı adamı görüp "anne parfümü istiyorum" diye zırlamaya başlayana kadar, ninem 2 defa kurşun döktürmüştü cinler aklımı da alıp kaçtılar diye. kimse bilmedi anne parfümünün n olduğunu. babanın n olduğunu bilmeyen bi piçin annesiz asla yapamayacağını da bilemedikleri gibi. "al sana anne parfümü" diye elime tutuşturulan tütün kolonyasını içmesem sabah annem gelmeyecekti. öyle ya anneler çocukları yaramazlık yaptığında, en azından ceza vermek için gelirdi.
bay gürültü makinasının boyunun asla yetmeyeceği yükseklere koyardı beni ve öyle de yaptı, beni köye göndürdü. günleri saymaya yetmeyince parmaklarım dişlerimi saymaya başladım. 9 diştir annemsizim, 14 diştir annemsizim, 20,21, annesiz...
sonra saymayı bıraktım. yemekleri de, konuşmayı da...
memetaliğ koluma saat yaptığında ağlamadım. ninemin bişilerine bile dönüp bakmadım. ta ki köy merkezinden gelen satıcı adamı görüp "anne parfümü istiyorum" diye zırlamaya başlayana kadar, ninem 2 defa kurşun döktürmüştü cinler aklımı da alıp kaçtılar diye. kimse bilmedi anne parfümünün n olduğunu. babanın n olduğunu bilmeyen bi piçin annesiz asla yapamayacağını da bilemedikleri gibi. "al sana anne parfümü" diye elime tutuşturulan tütün kolonyasını içmesem sabah annem gelmeyecekti. öyle ya anneler çocukları yaramazlık yaptığında, en azından ceza vermek için gelirdi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
























